Idil Biret
TR |
EN |
DE |
Söyleşiler

International Piano

Ağustos 2003

İdil Biret

Marguerite Long onu “küçük peri” diye çağırıyordu. Wilhelm Kempff ise ondan “en sevgili öğrencim”, “küçük meslektaşım” diye söz ederdi. Son zamanlarda Gramophone dergisi onu “Chopin konçertoların günümüzdeki en iyi icracılarından biri” olarak nitelendirdi. Boston Globe onun “büyük, derinden çınlayan bir tona sahip, kararlı ve eşi bulunmaz bir piyanist” olduğunu yazdı. Beethoven’dan, Chopin’e, Ligeti’den Boulez’e uzanan devasa bir repertuvarı, 70′i aşkın tanınmış kaydı var. Bir çocuk dahi olarak başlamış hayatına. Bu dahilik durumu hayatından hiç gitmemiş.

Londra’nın merkezine yakın bir yerde, buluştuğumuz kahvede, onun canlı, sıcak ve oldukça zeki bir kadın olduğunu keşfediyorum. Sürekli araştırma yoluyla tamamen şu anı yaşayan zihinlere hitap eden bir gençlik pırıltısına sahip.

İdil Biret Ankara’da doğmuş, 2.5 yaşındayken melodileri hemen tanıyıp piyanoda çalıvermesiyle ailesini şaşırtmaya başlamış. “Ne yaptığımı bilmiyordum, çünkü tamamen otomatikti. Annemi taklit ediyordum. Evde onun piyano çalışını çok duymuşumdur. Büyükannem de çalardı. Piyanoda emprovizasyon yapar, küçük parçalar bestelerdi.” Aile bireyleri, profesyonel olarak müzikle ilgili kişiler olmasa da, istekli amatörlermiş. “Üniversitede hocalık yapan bir amcam vardı. Her hafta bazı meslektaşlarıyla buluşur oda müziği yaparlardı. Babam bir şeker fabrikasının genel müdürüydü, fakat müziğe tapardı, Keman çalardı. Annem Beethoven ve Mozart sonatlarını, Bach prelüdlerini çalardı. Füg çalabilecek kadar iyi olmadığını söylerdi.”

Türkiye’nin müzik hayatı Nazi dönemi ve 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya’dan kaçan bazı sanat figürlerince beslenmişti. “Üniversitede her alanda profesörler vardı. İyi müzisyenler, mükemmel prodüktörler vardı. Örneğin Carl Ebert bir süre Türkiye’de yaşamıştı.” Biret o dönemlerde orkestranın her Cumartesi konserler verdiğini, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün bu konserlere izleyici olarak aralıksız devam ettiğini ve en ön sırada oturduğunu hatırlıyor. “Kendisi aynı zamanda viyolonsel çalardı. Harika bir müzik ortamıydı. Orkestranın Avusturyalı şefi büyük bir Bruckner hayranıydı ve tüm Bruckner senfonileri çaldırmıştı. Fransa’da Bruckner o yıllarda bu denli popüler değildi. Muhtemelen Bruckner senfonilerinin tamamı Fransa’dan önce Türkiye’de seslendirilmiştir. Annem 1930′larda İstanbul’da genç bir kızken, Emil von Sauer ve Alfred Cortot gibi buraya sık sık turne yapan bütün büyük sanatçıları duyabilmişti.”

Çocuk İdil kendisini her dinleyen müzisyeni şaşırtmış. Beş yaşındayken Macar kemancı Karl Berger’e çaldığında, Berger ona çaldığı Bach envansiyonunu nerede öğrendiğini sormuş. “Trende” cevabını alınca, Berger gözyaşlarını tutamamış. Onun bir “dahi” olduğunu ve eğitimi için dünyadaki en iyi pedagogla çalışması gerektiğini söylemiş. İlk piyano öğretmeni, aynı zamanda Cortot’nun öğrencisi olan Mithat Fenmen olmuş. Tüm bunların sonucunda Paris doğal bir seçim olarak ortaya çıkmış. Profesör Lazar Levy, onun Paris Konservatuarı’ndaki eğitiminde yardımcı olabileceğini söylemiş. Lucette Descaves, Eğitim Bakanlığı’ndan özel izin alarak onu sınıfına kabul etmiş. Resmi olarak belirli bir yaşın altındaki öğrenciler konservatuara kabul edilmiyormuş zira.

Küçük dahinin Paris’e varışı büyük bir heyecan yaratmış. İdil zamanın en büyük müzisyenlerine çalmaya başlamış. Marguerite Long’u çok canlı olarak hatırlıyor: “Olağandışı bir şahsiyeti vardı tabi ki. Çok zarifti ve sınıfları neredeyse ‘feminen’ diyebileceğim bir atmosferde geçerdi. İçeri bir çok insan girer çıkardı. Sosyete-odaklı sınıflardı bunlar. Fakat çok derin bir bilgisi vardı ve çok ilginç şeyler yazdı. Onunla karşılaşmak bir kraliçe tarafından kabul edilmeye benziyordu. Ona çok kereler çaldım. Beni ‘la petite muse’ diye çağırırdı, yani küçük peri.”

Esas öğretmeni Jean Doyen idi. “Olağandışı kelimesini sık kullanıyorum ama – bu kelimeyi kullanmalıyım burada, çünkü oturur ve şöyle derdi: ‘O, evet, bu eseri çalıyorsun, görelim’ ve sonra kendi tüm eseri çalar ve ‘Bunu 40 yıldır çalmamıştım’ derdi. Harika, çok rafine bir çalışı ve fantastik bir tekniği vardı. O günlerde, aranjman ya da parafraz çalmak hiç moda değildi. Fakat her pazar saat 3′te, kendisine ait bir radyo program vardı, ve programda böyle eserleri, Thalberg gibilerini çalardı. Herkes şöyle derdi: ‘herhalde kendinde değil, bu işe yaramaz şeyleri niye çalıyor?’ Fakat gerçekten harika şeylerdi!”

Nadia Boulanger’nin öğretimi de İdil Biret üzerinde çok büyük bir etki yapmış. “Çok farklı bir kişilikti. Süssüz ve sert bir giyim tarzı vardı. Düz ayakkabılar giyerdi. Bir öğretmen olarak, size bir reçete vermezdi. Onunla armoni ya da kontrpuan yapıyorsanız şöyle derdi. ‘haftaya bunu getir’ Eğer nasıl yapılacağını bilmediğinizi söylerseniz şöyle derdi. ‘Kendi kendine bulacaksın.’ Öğrencilerinin bir kişiliği olmasını bu şekilde sağlardı. Piyanoda bazen bir ölçüyü bir saat çalıştırırdı. Tüm ayrıntılar çok önemliydi, bu onun gösterme şekliydi.

Partiler ve yemekler de düzenlerdi. Katıldığım en ilginç akşam yemekleri onun evindekilerdi. Herkes orada olurdu. Yanınızda örneğin Marc Chagall gibi biri otururdu. Konuşmalar inanılmaz olurdu! Bir konserden sonra icracı için evinde yemek verir ve yaklaşık 40 kişiyi davet ederdi. Her Çarşamba yemekten sonra, herkesin gelip katılabileceği bir tür salon partisi düzenlerdi. Bence çok hoştu bu konukseverlik. Çok medeniydi. Günümüzde bunların kaybolmuş olması üzücü, çünkü insanlarla tanışmak çok önemli. Bugünlerde bizler izole yaşıyoruz ve giderek daha çok bilgisayarın önündeyiz. Tabi ki bu tür toplantılar yapamamanın birçok ekonomik nedeni var. Ama bu çok önemliydi.”

Biret’in Wilhelm Kempff ile tanışıklığı Boulanger’nin de öncesine uzanıyor. Kempff onu yedi yaşında tanımış. Daha sonra Kempff onun hayat boyu yanında olacak olan gerçek bir hocası haline geliyor. “Ona çalmıştım. Paris’e geldiğinde beni göreceğini söylemişti. Gelişimimle çok ilgiliydi. 10 yaşındayken şöyle dedi: ‘İcra etme yaşına geldin, birlikte çalacağız” Boulanger İdil’in konserlere bu kadar gençken çıkmasına karşıydı. 1953 yılının Şubat ayında Kempff ve “küçük meslektaşı” Mozart’ın İki Piyano İçin Konçerto’sunu Théâtre des Champs-Elysées’de çaldı. Bugüne kadar verdiği, en önemli konserdi, ama o yaşta Kempff ile birlikte çalmanın onurunun ne olduğunu anlamamıştı. “O zaman bunu çok doğal buluyordum, çünkü hep ona çalardım. Bu çok normaldi. Şimdi ne olduğunu anlıyorum!”

Kempff ne tür bir insandı? “Müthişti. Tam bir aile babasıydı. Bu onun pek bilinmeyen bir yönüdür. Yedi çocuğu vardı, en genç olanı benimle aynı yaştaydı. Sertti ama aynı zamanda çok doğaldı. Nüktedan ve kültürlüydü. Tüm Yunan ve Latin kültürleri üzerine derin bilgi sahibiydi. Latince konuşabilirdi. Bazen bir ritmi hissetmeniz için size bazı Yunan mısraları okuyuverirdi. Ya da mitolojiden güzel bir örnek verirdi. Pedal kullanımı inanılmazdı. Pedalı tamamen Kempff’ten öğrendim. Pedal ile bir tremolo yapışı vardı ki, büyülü bir sonorite yaratırdı. Kempff Cortot gibi inanılmayacak güzellikte bir sese sahipti. 50 piyanist arasında Kempff’i duysanız, hemen tanırdınız. Çünkü stili çok farklıydı. Tüm bu kişilikler – bambaşka bir dünyaydı. Onlar değer ve inanç olarak daha çok 19. yüzyıla bağlıydılar. Farklı bir dönemdi” Biret’in kayıtları arasında Kempff’in uyarlamalarından oluşan harika bir disk de var. Genelde Bach uyarlamalarından oluşan kayıt bestecinin mirasını canlı tutmaya adanmış bir çalışma.

Kempff’in çocuk İdil’i tanıştırdığı kişilerden biri de Lizst’in büyük torunu Madame de Prevot idi. Madame onu Alfred Cortot’ya götürmüştü. Daha sonra konservatuar mezuniyetini takiben Cortot ile 2 yıl özel olarak çalıştı. O yıllarda Cortot 80′li yaşlarında ve neredeyse kördü. “Bakışındaki sıradışılığı arttıran çok kalın gözlükler takardı, bir medyum bakışı gibiydi. Piyanoyu her çalışında gelen ses büyüleyici idi, adeta bir viyolonsel gibi. Çok sert, sıkı bir hocaydı. Ama ona korkunç derecede hayrandım.” O özel sesi yaratmak konusunda ondan bazı fikirler almış mı diye soruyoruz Biret’e. “Evet bunu yapmaya çalıştım. Onu seyrettikçe üst kol ağırlığını kullanışına tanıklık ettim. Bu da beni vücut geliştirme yapmaya yöneltmiştir. Çift eklemli olduğum için vücut geliştirme yapabiliyorum, bir sorun olmuyor. Çok çalıştım ve yararlı da oldu.”

1960 yılında Rusya’ya yaptığı iki aylık turneden sonra, kariyeri bouunca dünyanın her köşe bucağına gitmiş Biret. Bununla birlikte mutlu bir evliliği ve aile hayatı olmuş. Çoğu Naxos’tan olan kayıtları, Beethoven’ın Liszt senfoni uyarlamalarından, Ligeti etüdlere kadar uzanıyor. Chopin’in tüm eserlerini kaydeden Biret birçok Chopin uzmanının favori yorumcusu. Fakat enteresan bir şekilde Chopin onun ilk aşklarından biri de değilmiş. “Chopin hayatımda çocukken duyduğum ilk besteciydi. Birçok amatör tarafından çalınırdı. Fakat hepsi hep aynı şeyleri yaparlardı. Chopin’i çok duygusal ve çok tatlı çalarlardı. Bu tür müziğe karşı yıllar boyunca antipati besledim. Nadia Boulanger’nin repertuvar seçimleri çok kısıtlıydı: sadece Bach, Mozart, bazı Beethoven’lar ve Schubert’ler. Liszt ve Schumann gibi bestecilerin kimi olumlu niteliklerinin de farkındaydı. Fakat ona göre mükemmeliyet Chopin demekti. Bu benim kafamı biraz karıştırmıştı. Fakat daha sonra Chopin’in tamamen farklı bir yorumunu duydum, Rahmaninov’un kayıtlarında. Şok geçirmiştim. Chopin’in bu şekilde çalınabileceğini hiç düşünmezdim. Mükemmeliyet doğru bir sözcüktü! Daha sonra Scriabin çalmaya başladım ve şunu keşfettim ki onun üzerindeki en büyük etkilerden biri Chopin’di. Nihayet Chopin çalmaya ve onun gerçek bir romantik olmadığını anlamaya başladım. Schumann ondan çok daha romantiktir, hatta o Romantizmin ruhudur. Chopin ise en yüksek ve asil anlamda saftır. Onun eserlerinde fantastik bir öge vardır. Düşünüldüğünden daha sıkı ve şiddetlidir. Hata salon parçalarında, ve hatta geç dönem eserlerinde bile, acıtıcılık vardır. Chopin hiçbir zaman “konuşmalar yapmaz”

Biret’in repertuvarı 17 yaşına kadar oldukça geleneksel bir çizgide seyrediyor. “Daha sonra Almanya’ya gidip Lico Amar ile tanıştım. Kendisi Amar-Hindemith dörtlüsünün birinci kemancısıydı. Savaşta Ankara’daydı ve beni çocukluğumdan beri tanıyordu. Bana çağdaş müzik çalmam gerektiğini ilk söyleyen odur. Boulanger de aynı şeyi söylerdi. Tüm sorunları çözebilmelisiniz, sadece çaldığınızı çalmamalısınız. Önünüzde bir parça olduğu zaman onun ne olduğunu derhal anlayabilmelisiniz. İlk kayıt yapmam istendiğinde Schumann ve Brahms yapmıştım. Fakat hemen arkasında Prokofiev’in 7. Sonat’ını yaptım. O günlerde henüz öldüğü için (1953) bu eser oldukça çağdaş sayılıyordu.” Bartók ise Biret’in bir başka favorisi. Claude Samule’in başlattığı festivalde ise Boulez’e girişmiş.

Çağdaş müzik alanında yaptığı son çalışma Naxos için kaydettiği Ligeti’nin etüdleri. “Yazılışları büyüleyici. Belki başka bir şekilde de yazılabilirdi, ama o zaman bu kadar özgün olurlar mıydı? Örneğin, oldukça özgün bir etüd olan Touches bloquées. Parmağınızı belirli notalarda tutuyor ve bu sırada aynı elin diğer parmaklarıyla bir sürü nota çalıyorsunuz. Bloke notaya geldiğinizde ise onu çalamıyorsunuz. Bu daha önce hiç yapılmamıştı. Ligeti’nin Player Piyano için yazdığı etüdleri de çalıyorum. Bunlar bir makine çalsın diye yazılmış etüdler. Fakat partide şöyle yazıyor ki eğer yeterince çok çalışılırsa bir insan da bu etüdleri çalabilir. Fakat dehşete düşürücü… elleri çapraz tutmanız ve çift notalarda çalmanız gerekiyor… Vücut geliştirme kadar iyi!”

Teknik olarak imkansız gözüküyor, o halde Biret için iyi bir teknik ne demektir? “Herkesin ayrı bir yapısı vardır, bu nedenle önce imkanlarınızın ve sınırlarınızın neler olduğunu, neler duymak istediğinizi bilmeniz gerekir. Bir anlamda, hiçbir zaman tekniğiniz yeterli değildir, çünkü teknik heceleri söyleyebilme yetisi ya da alfabe gibidir. Eğer nasıl söyleyeceğinizi bilmiyorsanız, bir roman yazamazdınız, başkasına dikte ettirmediğiniz sürece. Kendi sağlam hayalgücünüzü geliştirmek zorundasınız. Yüzlerce şey var, fakat başlangıç için teknik sizin her şeyi büyük bir rahatlıkla çalabiliyor olmanızı sağlamalı. Bir sürü nota hiçbir problem olmamalı. Ben çok emprovizasyon yaparım, değişik stillerde. Böyle bir durumda, fikir parmaklar tarafından hemen yapılabilir olmalıdır. Mesela çifte notalar basabiliyor ve aynı zamanda onların legato olmasını sağlayabiliyor olmalıyım. Hayatı yaşamanın bir şeklidir bu.

Bir kez buna sahip olduktan sonra bestecinin ne demek istediğini anlayabilmeli – ki bu genellikle satır aralarını iyi okuyabilmenizi gerektirir- doğru pedalı koyabilmeli ve yapıyı görebilmelisiniz. Armonik olarak bir parça belirli bir sisteme dayanır. Armonilerin nasıl geliştiğini ve kökenlerinin ne olduğunu görebilmeniz gerekir. Çok uzun bir süreçtir ve her gün yeni bir şeyler öğrenirsiniz. Ben bu işin hep 1001 Gece’deki basamakları andırdığını söylerim. Her basamağı çıkışınızda yeni bir manzarayla karşılaşırsınız.”

Herkesin eşitlikle ilgili protestolar yapmasına rağmen, solo kariyerde kadınların erkeklerden daha çok zorlukla karşılaştığını akla getirmemek imkansız. Sayılar, ya da sayısızlıklar bunu gösteriyor. “Yıllar boyunca, böyle bir şeyin hiç farkına varmadım. Bir çocuk olarak aramızda hiçbir fark olmadığını öğretilmiştim.” diyor Biret. “Özellikle benim kuşağımda Türkiye’de kadınlar istedikleri her şeyi yapabiliyorlardı. Oy kullanma hakkını çok erken almışlardı. İstedikleri kariyeri yapabiliyorlardı. Fakat daha sonra Paris’te Nadia Boulanger beni şaşırttı. Üzgün bir ifadeyle yüzüme bakar ‘ne yazık’ derdi. O günlerde bir hocaya yalnızca müzikle ilgili sorular sorabilirdiniz. Fakat ona sonunda ne demek istediğini sormak mecburiyetinde kaldım. ‘Çünkü sen bir kadınsın. Bazı şeyleri hiçbir zaman yapamayacaksın. Her zaman problemler olacak. Bazı eserleri çalabilmek için yeterli güce hiçbir zaman sahip olamayacaksın’ dedi. Çok şaşırmış ve kızmıştım. Karar verdim: ‘Ona göstereceğim!’ dedim. Bence, kesinlikle bilerek yapmıştı. Zıttını ispatlamak için çalışacağımı biliyordu.

Bence her şeyden önce insan olmalıyız, ve birlikte bir şey yaratmalıyız. Birimizin diğerinden üstün olduğunu düşünmemeliyiz. Biri gelip ‘sen bir erkek gibi çalıyorsun’ dediğinde bu müthiştir! En büyük iltifat gibidir. Fakat bir centilmene ‘bir kadın gibi çalıyorsunuz’ dediğinizde alınır. Ben erkek gibi çalmak istemiyorum. İnsan olalım. Birbirimizi tamamlayalım. Elele verelim ve bu saçmalığı unutalım.”

Bugünün önde gelen solistlerinin tersine Biret uluslararası jürilerde sık sık üyelik yapıyor, bundan hoşlandığını söylüyor. “Öncelikle, müzik dinlemeyi ve yeni şeyleri seviyorum. Yarışmalarda taze fikirleri olan çok ilginç gençlerle karşılaşıyorsunuz. Onlardan çok şey öğreniyorum! İyi nitelikten de yanlışlardan da çok şey öğrenebilirsiniz! Kendinizi geliştirmek ve müzikten zevk olmak için çok iyi bir yoldur.” Fakat birçok piyanist yarışmaları zevkli bulmaz. “Yarışmaları rekabetçilik açısından düşünmemelisiniz. Size esin verecek yeni bir şey bulmanın da güzel yanları vardır. Çaykovski’nin 6. Senfoni’si hakkında yeni bir kitap aldım. Çaykovski şöyle bir şey söylemiş. Eğer Wagner olmasaymış, herhangi bir şey besteleyemezmiş. Wagner’i sevmezdi ama önemli olduğunu biliyordu. Ses imgeleminizi sürekli beslemek durumundasınız. Her şeye açık olmalı, dünyada neler olduğunu görmeli, bir beste yapıldığı zaman bazı şeylerin nasıl olduğunu görmelisiniz. Bunların hepsi size yardım edecek, müziği daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.”

Bugün Brüksel’de yaşayan Biret her zaman olduğu gibi çok meşgul. Bu Haziran ayında Naxos’tan Stravinsky’nin Ateşkuşu’nun kendi düzenlemesini çıkarıyor. Aynı zamanda Beethoven’ın tüm piyano sonatlarının üzerinden geçiyor. Gelecek yıla tamamlanması bekleniyor bu projenin. Koleksiyoncular onun 1970′lerde Atlantic/Finnadar için yaptığı CD’lerin yeniden basımını görmekten memnunluk duyacaklar. Bu kayıtlarda Bartók, Berg, Boucourechliev, Myaskovsky, Prokofiev, Ravel ve Webern gibi besteciler var. Bu kutulanmış set aynı zamanda 1949 ve 1953 Paris radyosu kayıtlarını da içerecek. Gelecek konserler onu Finlandiya’dan, Fransa’ya, Türkiye’ye taşıyacak, Japonya’ya ulaştıracak. Hakkında daha çok bilgiyi http://www.idilbiret.info adresinde ve http://www.idilbiret.gen.tr adreslerinde bulabilirsiniz. Biret bugünü Cortot, Boulanger ve Kempff’in dünyasına en kuvvetli olarak bağlayan figürlerden biri, fakat her zaman söyleyecek yeni bir şeyi de var.

[İdil Biret'in Stravinsky'nin Ateşkuşu'nun yeni bir kaydı Naxos 8.555999 referans numarasıyla bulunabilir.].

Çeviri: Ufuk Çakmak